“Çocukken Ayakkabımızın Olması Bir Lükstü”: İşte Nobel Ödüllü Bilim İnsanımız Aziz Sancar’ın Hayat Hikayesi

Adı birçok başarıya imza atmış ve bunu Nobel Kimya Ödülü ile taçlandırmış olan bilim insanımız Aziz Sancar kimdir ve nasıl bir hayat geçirmiştir gelin birlikte detaylı bir şekilde inceleyelim.

Aziz Sancar Orhan Pamuk’tan sonra Nobel ödülü kazanan ikinci Türk olmuştur. Buna ek olarak, ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne kabul edilen 3 Türk’ten birisidir. Kendisini 2015 yılında kazandığı Nobel Kimya Ödülü ile birlikte dünyaya duyurmuştu ancak onun hikayesi çok daha eskiye dayanmaktadır.

Sizler için Aziz Sancar kimdir, neler yapmıştır bu konuları ele alan bir yazı yazdık. Eskiye dayanan hikayesine olabildiğince ışık tutmaya çalıştık. Keyifli okumalar dileriz. 

Mardin sokaklarında geçen bir çocukluk: Ayakkabılarımızın olması bir lükstü

Aziz Sancar Çocukluk

Aziz Sancar 8 Ekim 1946 yılında dünyaya gelmiştir. Mardin’in Savur ilçesinde yaşayan bir çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedinci üyesidir. Babası çiftçilikle uğraşırken annesi kardeşleriyle ve evle ilgileniyordu. Orta gelirli bir aileydiler. Prof. Dr. Aziz Sancar bir keresinde durumları için şöyle söylemişti: ‘Her zaman yeterince yemek yedik ancak ayakkabılarımızın olması bir lükstü ve onları sadece okula gittiğimizde giyiyorduk’.

Anne ve babası hiçbir eğitim almamalarına rağmen çocuklarının eğitim almaları için gereken her şeyi yapmışlardır. Aziz Sancar annesinin okuma – yazma bilmemesine rağmen tanıdığı en zeki kadın olduğunu söylemiştir. Babasının ise çok çalışkan bir insan olduğunu ve kendisinin rol modeli olduğunu vurgulamıştır. Konuşmalarında, ebeveynlerinin ileri görüşlü bireyler olduklarını birçok kez dile getirdi.

Bir akrabasının söylediğine göre Aziz Sancar’ın anadili Arapçadır ve aile arasında Arapçayı kullandığını ifade etmiştir. Buna karşılık olarak Aziz Sancar ise anne ve babasıyla Arapça konuştuğunu ama kardeşleriyle Türkçe iletişim kurduğunu dile getirdi.

Ayrıca, kendisi verdiği çoğu röportajda Arap olarak gösterilmekten rahatsız olduğunu ve Türk olduğunun üstünü vurgulayarak belirtmiştir. Aziz Sancar ilk ve orta eğitimini Mardin’in Savur ilçesinde tamamladı. En sevdiği dersler; Matematik, Türkçe, Fransızca ve Kimya’ydı. Liseye geçtiğinde ise, futbola olan ilgisini fark etti ve futbol oynamaya başladı. Mardin Lisesi’nde kaleci olarak oynadı. Çocukluğunun büyük bir kısmını Savur sokaklarında top oynayarak geçirdiğini de vurgulamıştır. Hatta okumasaydı iyi bir futbolcu olurmuş. Ancak, lisede son sınıfa geçtiğinde bu düşüncesinden vazgeçti ve üniversite okumak için İstanbul’a gitti. 

Biyokimyaya olan merakı başladı:

Biyokimya

1963 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi. Tıp okumaya başladıktan sonra biyokimyaya ilgi ve merak sardı. İstanbul gibi büyük bir şehre gelmenin avantajları ve dejavantajları vardı ayrıca farklı etnik kökenlerden Türklerle arkadaş oldu. Bu arkadaşlıklar sayesinde dünya görüşü aydınlandı. Türkiyedeki en iyi Tıp fakültesine gitmenin verdiği bir dejavantajın başarısızlık korkusu olduğunu söyledi. Ancak bu korkusuna rağmen sınıf arkadaşlarına ve öğretmenlerine kendisinin başarılı olabileceğini gösterdi.

Tıp fakültesindeki ikinci yılında DNA sarmalını öğrendi. Bundan dolayı mezun olduğunda biyokimyacı olmak istediğini anladı. Biyokimya Bölüm Başkanı ile görüştü ve temel bilim araştırmalarında uzmanlaşmak için en az iki yıl Tıp alanında deneyimi olması gerektiğini öğrendi.

1969 yılında üniversitesinden birincilikle mezun oldu. Mezun olduktan sonra Tıp pratiği yapmak için memleketi Savur’a döndü. İlk 6 aydan sonra, o zamanların Türkiye Sağlık Bakanı Savur’a geldi ve Aziz Sancar’ın kliniğini öğrendi. Kendisine Sağlık Bakanlığında çalışmayı önerdi. Ayrıca kendisi aldığı maaşın çoğunluğunu hastalarına ilaç almak için harcadı. Bazen ise küçük çocuklar için oyuncaklar aldı.

Tıp pratiği yaparken en zorlandığı zamanın bazı kadın hastalarının sadece Kürtçe konuşması olduğunu söylüyor. Çünkü kendisi Kürtçe bilmediği için ve o dönemde yerel tercümanlar erkek olduğu için kadınlar sağlık sorunlarını onlara açıklamak konusunda rahatsız oluyorlardı. Bu sorunu Kürtçe öğrenerek aşmaya çalıştı.

Hiçbir zaman akıcı bir şekilde konuşamamasına rağmen kadın hastaları tarafından takdir edildi. Doktor olarak geçirdiği 18 ayın hayatının en mutlu dönemi olduğunu dile getirmiştir. Bir süre hayatını doktor olarak sürdürdü ama Aziz Sancar’ı vücut moleküllerinin gizemi daha çok cezbettiği için bu konuyla alakalı araştırmalar yapmaya başladı. Ayrıca yurtdışında biyokimya okumak için çeşitli burslara başvurdu. 

Aziz Sancar’ın bilim dünyasında dikkat çeken doktora çalışmaları:

Doktora çalışmaları

1971 yılında bir NATO bursu kazandı ve doktorasını dünyadaki bilimsel araştırmalarda lider olduğunu düşündüğü için Amerika Birleşik Devletlerinde yapmaya karar verdi. Johns Hopkins Üniversitesi Biyokimya Yüksek Lisans Programına kabul edildi. Tıp fakültesinin son yılında İngilizce dersi almış olmasına rağmen öğretmenleri ve öğrenci arkadaşlarıyla iletişim kurarken zorlanıyordu.

Ayrıca önceki akademik başarısı yüzünden kendisine kibir noktasında güvendiğini de itiraf etmiştir. Bu yüzden de insanların kendisinden uzaklaştığını belirtmiştir. Bursunun bitmesi sonucuyla 1 yıl sonra Türkiye’ye döndü. Türkiyede 6 ay daha doktorluk yaptıktan sonra Amerika Birleşik Devletlerine daha iyi bir derecede İngilizce bilerek geri döndü. Oradaki ilk yıllarında imkansızlıklar dolayısıyla teknisyen kadrosunda çalışarak kendi yolunu çizdi.

Erken yaşta elde ettiği başarılar sayesinde genç bir bilimci olarak kabul edildi. 1974 yılında Dr. Rupert’in Teksas Dallas Üniversitesi’ndeki laboratuvarına katıldı. Aziz Sancar, Dr. Rupert’in incelediği bir fenomen hakkında daha fazlasını öğrenmek istedi. Bakterilerin, ölümcül dozlarda UV radyasyonuna maruz kaldıklarında ve görünür mavi ışıkla aydınlatıldıklarında iyileşebileceğini öğrendi.

Bilim insanımız Aziz Sancar, UV ışınlarından zarar görmüş DNA’yı, fotolizazı onaran bir enzimin genini kopyalayabildi. Aynı zamanda enzimi daha fazla üretmek için bakterileri sağlamayı başardı. Yale Üniversitesinde, sigara dumanı, güneş ve diğer çevresel nedenlerden kaynaklı olan hasarları onarmak için önemli olan bir nükleotid eksizyon onarımını ortaya çıkardı. Bu geliştirdiği onarım sayesinde insanların çevresel streslerden uzak kaldığı sürece nasıl bir hayat sürebileceklerini açıklıyor. Aziz Sancar tarafından elde edilen bu bulgular daha iyi tedaviler geliştirmek için gerekli olan önemli temel bilgileri içerir. 

Nobel Ödülü’ne adım adım:

Nobel Ödülü

Bilimsel kariyerinde hızla gelişerek  DNA onarımı alanında kendisini Nobel Ödülüne ulaştıracak olan yolda kararlı adımlar atarak ilerlemeye başladı. Ayrıca Aziz Sancar sadece DNA onarımı konusunda değil, biyolojik saat konusunda da dünyanın en iyilerinden birisi olmayı başarmıştır. 2015 Nobel Kimya Ödülünü DNA onarım mekanizmalarından olan ‘Nükelotid Koparmalı Onarım’ın mekanizmasını çözdüğü için almaya layık görüldü. Bir sürü farklı enzim ve proteinin yer aldığı bu onarım mekanizması doğru düzgün çalışmadığı zaman, insanlarda ‘Xeroderma Pigmentosum’adlı genetik bir hastalığı ortaya çıkarabilir. Bu hastalık Türkiyede akraba evliliklerinden doğan çocuklarda sık bir şekilde görülür.

Aziz Sancar, Türkiyede doktorluk yaparken bu tür hasta çok görmüştür. UV ışınlarına hassas olan insanların derilerinde derin lezyonlar ortaya çıkar. Bu da zaman içerisinde kansere neden olabilir. Aziz Sancar da bu hastalıktan yola çıkarak DNA moleküllerinin bozulmadan varlığını sürdürebilmesi için çalışmalarına başladı. Nobel Ödülünü paylaştığı iki arkadaşı ile birlikte DNA onarımında önemli olan 2 mekanizmayı buldu.

Bu mekanizmaların isimleri ise; ‘baz koparmalı onarım’ ve ‘yanlış eşleşmenin onarımıdır. Yani, Aziz Sancar ve iki arkadaşı hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu gösteren araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmıştır. Son olarak, kendisinin geliştirip adını koyduğu ‘maxicell’ tekniği ile buluşunu yapıp ürettiği enzim terimleri ile Oxford Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Sözlüğüne adını yazdırmıştır. 

Aziz Sancar sadece elde ettiği Nobel Kimya Ödülü ile değil aynı zamanda kişisel hayatında ve akademik hayatında önemli işlere adım atmış biri olarak görülmektedir. Hayatı boyunca hep kararlı, istikrarlı bir şekilde devam etmiştir. Bazen zorluklarla karşı karşıya gelse de hedeflerinden ve hayallerinden vazgeçmemiş aksine üstüne gitmiştir. Aziz Sancar’ın hikayesi pek çok genç için bir örnek ve ilham olmuştur. 

%d blogcu bunu beğendi: